Kazdağı (İda) Çevresindeki Antik Yerleşimler ve Kültürel Değerler



 Troas Bölgesi’nin iç kesimini oluşturan Bayramiç ve çevresinde en büyük yükselti olan Kazdağı (=İda), antik çağdan beri bu yörenin temel yaşam kaynağını da oluşturmaktadır (Başaran 2002: 10). Her efsane “Kazdağı” diye başlamakta, her masal kahramanı gücünü bu Dağ’dan almakta, her öyküde Kazdağı’ndan bir parça bulunmaktadır (Başaran 1996: 34-38). Doğal zenginlikleriyle tüm bölgeyi besleyen Kazdağları, çok sayıda maden yatağına da sahiptir. Aslında Kazdağları’nın bitki örtüsünden hayvan varlığına, yeşilin bin bir çeşidine sahip, oksijen kaynağı ormanlarından, yöreye hayat veren Menderes’in (=Eski Skamandros) pınarlarına, doğal güzelliklere dayalı her zenginliği, bir altın değerindedir.

Antik çağ insanı her zaman su kaynaklarına yakın olmayı düşünmüş ve bu yüzden yerleşimlerini nehir boylarına ya da suya kolay ulaşabileceği savunulması kolay tepelerin üzerine kurmuştur. Bu yüzden, Kazdağı’ndaki kaynaklardan beslenen Menderes Nehrinin oluşturduğu deltanın iki yakası, antikçağda çok sayıda yerleşime sahne olmuştur.

“Bu deniz kıyısındaki ilk ülke Troas’dır” diye bölgeyi tanıtan Amasyalı coğrafyacı Strabon (XIII,1,2), ünlü eserinin birçok yerinde bölgemize ait çeşitli ayrıntılar verir. Bölgeyi İ.S.10 yıllarında gezen Strabon, gezisinden bahsederken, “......... buralar her ne kadar harabe halinde ve terk edilmiş ise de, büyük bir üne ve kültürel değere sahiptir” diye anlatmaktadır. Strabon, Troas topoğrafyasının temelini Kazdağı’yla şekillendirir. Dağın çok tepeli yamaçlarını bir kırkayağa benzetir. Homeros da, (İlyada: 22,147) ünlü destanında Kazdağı’ndan “......bin pınarlı, vahşi hayvanların anası İda” diye söz etmektedir.

Kazdağı ve bundan doğarak bölgenin tamamına canlılık veren Menderes nehri, antikçağdan günümüze bu bölge insanı için vazgeçilmez iki büyük değerdir. Bayramiç’i ortaya alarak düşündüğümüzde ilçe merkezinin doğusunda ve batısında antik çağda çok sayıda yerleşim kurulmuştur. Bunlara ait kalıntılardan bazıları günümüze kadar gelebilmiş; bazıları ise tarihsel süreç içerisinde yok olup gitmiştir. Ben burada, eski çağ gezginlerinin seyahat notlarında bahsettikleri, bazı kalıntıları günümüze kadar gelebilen yerleşimleri kısaca tanıtmak istiyoruz.



Skepsis: Şimdiki Kurşunlu Köyü’nün batı yamacında bulunan ve “Kurşunlu Tepesi” olarak anılan tepecik üzerinde yer almaktadır (Ksenophon Hellenika: 3, 1, 15; Başaran 2002: 33 vd.). Strabon (XIII,1,52), Aineias’ın oğlu Askanios ve Troialı ünlü yiğit Hektor’un oğlu Skamandrios tarafından önceleri Palaiskepsis’te oturan yerli halkın buraya taşındıklarını ve ardından Miletoslular tarafından kentin kolonize edildiğini bildirmektedir. İlk 1860 yılında F.Calvert burada bazı araştırmalar yapar (Calvert 1865: 53) 19 yy.sonlarına rastlayan Bayramiç’in kuruluşu sırasında ne yazık ki Skepsis’in kalıntıları devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. Ancak 1993-1995 yıllarında, şimdiki Bayramiç Barajı altında kalan Skepsis’in Aşağı Kent yerleşimi ve bunun nekropolünde kurtarma kazıları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarda bir Roma hamamı ortaya çıkartılmış ve çok sayıda mezar açılmıştır .

Kebrene: Çaldağ ve Akpınar Köyleri arasında Kazdağı’nın batı ucundaki “Çaldağ” olarak anılan iki yuvarlak tepe üzerinde yer almaktadır. Günümüze kadar gelen kalıntıların çoğu kuzeydeki tepe üzerindedir. Strabon (XIII,1,33), Kebrene’yi Homeros’un “Dardania” olarak adlandırdığı bölgenin güneyinde göstermektedir. 1865’te Çaldağ üzerindeki antik kalıntıları araştıran F.Calvert buradaki yerleşimi “Kebrene” olarak tanımlar (Calvert 1865: 53 vd.). 1881’den 1960’lara kadar antik yerleşim birçok araştırmacı tarafından gezilir. Bunlar arasında H.Schliemann, E.Fabricius-H.Kiepert,W.Judeich-H.Dragendorff, W.Leaf, F.W.Hasluck ve J.M.Cook da bulunmaktadır (Başaran 2002: 39 vd.). Kebrene, Kimealılar tarafından kurulmuş, yerel halkın yaşadığı bir yerleşimdir. Etrafı sur duvarıyla çevrilmiş, ortada bir akropol tepesi bulunan kentten bugüne çok az kalıntı gelebilmiştir. Paris-Oinone Efsanesi de Kebrene’de bir pınar başında geçer.

Palaiskepsis: Tongurlu Köyü kuzeyindeki İkizce (=Ekizce) Tepesi üzerinde yer almaktadır. Menderes nehrinin kuzeyindeki en büyük yükseltilerden biri olan Ekizce tepesinde de büyük ve küçük olmak üzere iki tepe bulunmaktadır. A.D.Mordtmann tarafından 1850’lerde ilk araştırmalar yapılan İkizce’deki kalıntıların hangi kente ait olduğu uzun süre tartışılmış, Skepsis’in yerinin kesinlik kazanması sonrasında buranın da Palaiskepsis (=Eskiskepsis) olduğu kabul edilmiştir (Mordtmann 1925: 325). Palaiskepsis’in kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu bilinmemesine karşın, Strabon, önceleri Palaiskepsis’te yaşayan yerli halkın daha sonra Skepsis’e göç ettiğinden söz etmektedir (Strabon XIII,1,52). Palaiskepsis’i 1967’lerde gezen J.M.Cook, İkizce’de çok köşeli taşlardan yapılmış duvarları bulunan bir sur kalıntısı ile oldukça erken dönemlere ait çanak çömlek parçalarına rastlar (Cook 1973: 300). Gergis: Karıncalı Köyü’nün güney doğusunda yer alan ve bugün “Asartepe” olarak adlandırılan yükselti üzerindedir. Karakteristik bir dağ yerleşimi görüntüsü veren kentteki ilk araştırmalar yine 1860’larda F.Calvert tarafından gerçekleştirilir (Calvert 1864: 51). Gergis adı Hellenler tarafından verilmiş bir addır ve “doruk-zirve” anlamındaki “Gerga”dan gelmektedir (Umar 1993:281). Herodot’ta adı geçen “Gergithler” de bu bölgenin yerli halkı olmalıdır (Herodot V,122). Ksenophon, kentin önemli kalıntıları arasında akropol tepesindeki Athena Tapınağı, görkemli sur duvarları ve anıtsal kent kapısını saymaktadır (Ksenophon HG: III,1,22-23).


Andeira: Antik çağdaki adıyla tanıdığımız ancak bugün kesin yerini bilemediğimiz kent hakkındaki bilgilerimiz Strabon’un anlatımlarına dayanmaktadır (Strabon XIII,1,56). Strabon Kazdağı eteklerindeki yerleşimleri sıralarken, Skepsis’ten sonra, Andeira, Pionia ve Gargara topraklarına gelindiğini belirtmektedir. Bu durumda oldukça küçük bir yerleşim olan ve daha çok kutsal alanıyla adından söz ettiren Andeira, şimdiki Evciler ile Çavuşlu arasında yer alan bir dere yatağında bulunmalıydı (Başaran 2002: 54).

Asarlık Tepe: Evciler’den Ayazma’ya giden yol üzerinde eski mezarlığı geçtikten sonraki güney yamaçta yer almaktadır. Bir sarnıçtan başka kalıntısı günümüze kadar gelmeyen yerleşimin gerçek kimliği bilinmemektedir (Başaran 2002: 55).

Pınarlıtaş: Evciler ile güneyindeki Kızıltepe arasında kalan Karanlık Dere yakınlarında yer almaktadır. Bugün yüzeyden bazı duvar kalıntıları ve pişmiş toprak tanrıça figürinlerine ait parçalar görülebilen yerleşim olasılıkla bir kutsal alanla ilişkili olmalıdır (Başaran 1989: 119; 2002: 55).

Marpessos: Kelime anlamı olarak “Marpessa’nın Kenti” anlamına gelen Marpessos konusundaki bilgilerimiz Step Byzantius ve Pausanias’ın anlatımlarından kaynaklanmaktadır. Bunlara göre yerleşim Pıtıreli ile Zeytinli ve Zerdali Köyleri arasında yer almaktadır. 1890 larda ilk R.Kiepert tarafından araştırılan yerleşimden günümüze kadar önemli kalıntı gelmemiştir (Başaran 2002: 55).

Antik kaynaklarda geçen adlarından başka günümüze önemli sayılabilecek kalıntıları gelmeyen diğer yerleşimler arasında, Ballıdağ üzerindeki Kenchreai, Söğütgediği ile Hacıbekirler köyleri arasındaki Kleandria ve Gorgos, Skepsis ile Gergis arasında kabul edilen Petra sayılabilir (Başaran 2002: 55-56).

Kazdağı: Görüldüğü üzere eteklerinde birçok yerleşim barındıran Kazdağı’nın bölge üzerinde çok önemli bir yeri vardır. Barındırdığı doğal yaşam şartlarıyla bölgeye geçmişten günümüze hayat veren Kazdağı, antikçağ düşüncesinde de çok sayıda mitolojiye konu olmaktadır. “Troas Olympos”u olarak da anılan Kazdağı,nda geçen önemli mitolojiler arasında, Dağ’a “İda” adını veren “İdaios ve İdaia”, “İda Zeusu”, İda Zeusu ve Ganymedes”, “İdaios Hieros-Gamos”, “Dağ Tanrıları”, “Ankhises- Aineias-Hermaphroditos”, “Paris-Üc Güzeller-Helena”, “İdalı Sarıkız” başta gelmektedir. Kazdağı’nda geçen efsaneler arasında şüphesiz en önemlisi “Paris-Üç Güzeller” efsanesidir. Yerel anlamda günümüzde de “Güzellik Yarışması” adıyla yaşatılan bu efsane, antik çağdan günümüze devam etmektedir. Bayramiç  ve Kazdağı’nın tanıtımı için bu etkinlik önemli bir değerdir. Efsaneyi burada uzun uzun anlatmanın gereği yok. Ancak, efsanenin son sahnesinde yarışma birincisinin bir “elma” ile belirlenmesi olgusu, halen yörede var olan elma yetiştiriciliğiyle bütünlenerek tanıtım açısından işlenebilir. Bu açıdan bakıldığında yöremizin tanıtımı için yarışma, yerel özelliklerinden kurtarılmalı, bunun için de, ulusal anlamda bağlantıların yapılması gerekir. Etrafında çok sayıda antik yerleşimin bulunmasına karşın ilçemizde, bunlardan yeterince faydalanılıp, yörenin turizme açıldığı da söylenemez.

Antik Troas’ın çatısı durumundaki Kazdağı’nın antik çağdaki kültürel zenginlikleri kadar, günümüzdeki kültürel ve doğal zenginliklerinin her biri, aslında birer altın değerindedir. Öncelikle bunlara sahip çıkılıp, korunmaları gerekir: Tarihsel ve kültürel zenginliklerin temel kaynağı olan Kazdağları’nın mitolojik değerlerine gereken önem verilmelidir. Bu amaçla yerel ve ulusal basında programlar yapılarak halk bilinçlendirilebilir. Yöreyi tanıtmaya yönelik rehber kitapçık ve broşürler hazırlanmalıdır. Yörenin asıl gelir kaynağı olabilecek turizmin canlandırılması konusunda gerekli alt yapı hazırlanmalı ve efsanevi “Güzellik Yarışması”, başlangıçta ulusal, daha sonra evrensel boyutta, tanıtılmalıdır. Gerçekleştirilecek Kazdağı Turları’yla ormanlarımız ve yaban hayatı sevdirilmeli ve korunmalıdır. Bu amaçla, doğa yürüyüşleri ve bisiklet turları düzenlenebilir.

Bayramiç Değerleri Sempozyumu (29 Ağustos 2008)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çanakkale Türk Anıt ve Şehitlikleri

Çanakkale Şehitler Abidesi

Çimpe Kalesi