Site Rengi

24.09.2020 Çanakkale, Çanakkale İli Portalı
Çanakkale | Çanakkale Tanıtım | Çanakkale Bilgiler

Osmanlılar Zamanında Çanakkale Savaşları

Osmanlılar Zamanında Çanakkale Savaşları

top2
1345 yılında Orhan Gazi, Biga Yarımadasında egemen olan Karesi Beyliğinin yönetimine son vererek topraklarının büyük bir kısmını eline geçirmesi ancak, Çanakkale Boğazına tamamen hakim olamamıştır. Çanakkale Kıyıları ancak 1. Murat’ın 1362 yılında tahta çıkmasıyla ele geçirilebilmiştir.

Ancak Osmanlılar daha önce yağma, gerekse Bizans’a yardım amacıyla Çanakkale Boğazından Trakya’ya geçmişlerdir. Örneğin, Orhan Gazi’nin Oğlu Süleyman Paşa 1353’de Bizans İmparatoru Kantakuzenos’a yardım amacıyla Çanakkale Boğazını geçerek Edirne’ye gitmiş, dönüşünde Gelibolu’nun kuzeyinde bulunan Çimbi kalesinde 3000 kişilik bir güç bırakmıştı. 1354’de bu kuvvetler Gelibolu kentini ele geçirdiler. Osmanlı tarihlerinde 1356’da Süleyman Paşa’nın geçişi adıyla anılan ünlü olay, bu fetihleri sürdürme amacını gidiyordu. Nitekim bu ikinci geçişten sonra da Çanakkale’nin Anadolu kıyısında fethedilmiş diğer bölgeleri alındı. O tarihten itibaren boğaz yöresi , Osmanlılarla diğer düşman ülkeler arasında deniz ve karada bazen uzun süren kanlı savaşlara sahne oldu. Örneğin 1366 yılında Papa’nın düzenlediği bir haçlı seferi sırasında gelen haçlı donanması Gelibolu’yu alarak Bizanslılara teslim ettiyse de 1367’de 1. Murat Gelibolu’yu kuşatarak yeniden fethetti. Daha sonra Yıldırım Beyazıt 1390 yılında Boğazın stratejik önemini kavrayarak ilk savunma örgütünü kurdu. Gelibolu Kalesi güçlendirilerek, Gelibolu bir deniz üssü durumuna geldi ve bir tersane kurularak savaş gemisi yapımına başlandı. 1396’da Haçlı Donanması boğazı geçerek İstanbul’da Bizans İmparatorluğuna yardıma gitti. 1399 ‘da gelen başka bir donanma boğazı geçtiyse de ertesi yıl antlaşma yoluyla geri döndü. 1. Mehmet (Çelebi) döneminde (1413-1421) Venedik Donanması yeniden boğazı geçmek istedi, çetin savaşlar sonucunda Osmanlılar geri çekildiler.Ertesi yıl yeniden boğaza saldıran Venedik Donanması Lapseki’yi topa tuttu , daha sonra antlaşma ile geri çekildi. ll Murat döneminde ( 1421-1451) Venedikliler birkaç kez boğaza saldırsalar da başarı kazanamadılar.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kuşattığı zaman , Bizans’a yardıma gelen Haçlı Donanması tekrar boğazı geçti. Fatih 1463’te Boğazın en dar yeri olan Çanakkale ile Kilitbahir’de iki kale yaptırarak savunmayı güçlendirdi.
Çanakkale ve yöresi, Osmanlılar döneminde özellikle denizcilik konusunda önem kazanmıştır. Ünlü Osmanlı Amirali Barbaros Hayrettin Paşa 1533’te İstanbul’a gelmiş , Padişah Kanuni Sultan Süleyman tarafından kendisine Beylerbeyi ünvanı verilerek Gelibolu kaptanlığına atanmıştır.Çanakkale Boğazı , Girit savaşları sırasında 1647 yılında Venedikler tarafından tekrar kuşatıldı. Osmanlı Donanması Çanakkale Boğazından dışarı çıkıyor ve Girit’e yardım gönderemiyordu. Bu savaş uzun yıllar sürdü. Nihayet on yıl sonra 1657 yılında Köprülü Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı Birlikleri Venedikleri yenerek boğazı temizlediler. 1717 yılında Osmanlı Donanması boğazdan çıkarak Bozcaada önlerinde boğazı ablukaya alan Venedikleri tekrar yendi. 1770 yılında

Cezayirli Hasan Paşa , Rus donanmasını yenerek, boğazı ve Rusların işgal ettiği Limni Adasını kurtararak Kaptan-ı Deryalığa yükseldi. Bu tarihten sonra da Çanakkale Boğazı önemini korumuş, ele geçirilmesi ve denetlenmesi çeşitli devletler arasında önemli bir sorun olmuş, bir çok savaş ve çatışmalara neden olmuştur. Ülkeler arasında savaşlardan sonra yapılan barış antlaşmalarında mutlaka boğazlar ile ilgili maddeler yer almıştır. Örneğin 13 temmuz 1841 tarihinde imzalanan 4 maddelik Londra Boğazlar Sözleşmesinin 1. maddesinde ; Osmanlı Devleti, barış zamanında eskiden beri uygulamakta olduğu boğazlardan yabancı savaş gemilerinin geçişini yasaklamayı bunda sonra da sürdürmeyi; İngiltere , Rusya , Fransa, Prusya ve Avusturya’da bu karara saygı göstermeyi taahhüt ediyorlardı. Böylece Avrupa Devletleri boğazların geçiş rejimi ile hukuksal statüsünü Osmanlı İmparatorluğunun takdir ve yetkilerine bağlı olmaktan çıkarıp, uluslar arası taahhütlere bağlı bir ilkeye dönüştürüyordu. Boğazlar Konusundaki uluslar arası antlaşmalar 20 Temmuz 1936 Montrö Sözleşmesine kadar süre gelmiştir.
Çanakkale Boğazı bölgesinde karada yapılan savaşların en büyüğü ve en anlamlısı da kuşkusuz 20. yüzyılın başında vuku bulan” Çanakkale Savaşları”dır.
Türk ve Dünya tarihinde ” Çanakkale Savaşları ” olarak geçen ve tarihte benzeri az olan bu olay, Birinci Dünya Harbinin önemli bir dönemidir. Osmanlı İmparatorluğu ile itilaf devletleri ( İngiltere ve Fransa) arasında , Çanakkale Boğazı ve dolaylarında yapılan kara ve deniz savaşlarını kapsayan Çanakkale Savaşları,3 Kasım 1914- 9 Ocak 1916 tarihleri arasında uzun bir zaman sürmüştür. İngiltere ve Fransa’nın bu cepheyi açmalarının amacı, boğazları ve İstanbul şehrini ele geçirerek Osmanlı devletinin açtığı diğer cepheleri de tasfiye etmek ve Rusya ile ilişki kurarak araç-gereç yardımı yapabilmekti.

Çanakkale boğazının ağzında, Avrupa yakasında Seddülbahir ve Ertuğrul; Asya kıtasında ise Kumkale ve Orhaniye tabyaları bulunmaktadır. Boğazın orta kısmında ise Hamidiye’dir. Denizden gelecek düşmana karşı boğazı, bu iki kademeli istihkamlar grubu korumaktaydı. 3 Kasım 1914 tarihinde 28 gemiden oluşan
İngiliz Fransız filosunun Çanakkale boğazının dış tabyalarını top ateşi,ne tutmasıyla savaş fiilen başladı. Bu bombardıman sonucunda özellikle Seddülbahir tabyası büyük hasar gördü. Bombardıman kısa sürdü ve gemiler yeniden boğazın dışına çekildiler. 1915 yılında şubat ayına kadar yeni bir toplu saldırı olmadı. Sadece denizaltıları sık sık boğaza girip Osmanlı Savaş gemisi avına çıkıyorlardı. Örneğin 13 Aralık 1914 ‘te bir denizaltı, Türklere ait Mesudiye zırhlısını torpilleyerek batırdı. Bu sırada düşman donanması , üs olarak kullandıkları Gökçeada ve Bozcaada’da savaş hazırlıklarını tamamladılar.
İtilaf devletleri donanması 19 Şubat 1915’te 12 zırhlı, 18 muhrip, ve 7 tarama gemisi ile Seddülbahir ve Kumkale’deki dış savunma hatlarını yoğun top ateşine tuttu. Daha etkili olarak, aynı olay 25 Şubat 1915 ‘te tekrarlandı. Boğazdaki dış tabyaların büyük ölçüde hasar görmelerine
Mehmetçiğin taarruza geçtiği an
neden olan bu saldırının ardından karaya asker çıkaran İngilizler ve Fransızlar tabyaların sağlam kalan kısımlarını da tahrip ettikten sonra askerlerini gemilerine geri çektiler. Çanakkale Boğazının dış tabyalarını 25 Şubat saldırısıyla düşürmeyi başaran itilaf devletleri filosu, iç tabyaların da düşürülüp ele geçirilmesi için 18 Mart 1915’te 18 büyük zırhlı, bir çok muhrip ve denizaltıdan oluşan düşman donanması üç filo halinde boğaza girdi. Bu filo 506 büyük top kullanarak 150 topun savunduğu Türk tabyalarını 7 saat aralıksız top ateşine tuttu. Ancak bu arada büyük savaş gemilerinin bir kısmının top mermisi ve mayın isabetiyle batmaları nedeniyle büyük kayıplara uğrayan itilaf devletleri donanması Marmara Denizine giremeyip çekilmek zorunda kaldı.
Düşman kuvvetleri, Çanakkale boğazını denizden geçilemeyeceğini anlayınca bu kez karadan çıkartma yapmayı planladı. İlk çıkarmalar 25 nisan 1915’te Gelibolu yarımadasında Arıburnu ve Seddülbahir’e , Anadolu yakasında Kumkale’ye yapıldı. İtilaf kuvvetleri ayrıca Saros körfezi ve Beşge Limanına, Osmanlı kuvvetlerini aldatmak için sahte gösteriş çıkarmaları
yaptılar.Gelibolu Yarımadasında Seddülbahir ve Arıburnu ‘nda sahilde bir miktar yer tutup , köprübaşı kazanarak yerleştiler. Arıburnu kesiminde çok sayıda Anzak Askerleri ( İngiliz Ordusunda Onlarla birlikte çarpışan Avustralya ve Yeni Zellandalı askerler) kıyıya çıktı. Ve Conkbayır’ına doğru ilerlemeye başladı. Kısa bir süre sonra Kanlısırt, Kemaliye ve Düztepe önünde Anzak Birlikleri önemli bir ilerleme gösterdilerBir süre sonra da Anzakların öncüleriyle , orada savunma için görevlendirilen 27. Alay’a ait birlikler arasında çatışmalar başladı. Ancak karşılarında savunmaya iyi hazırlanmış ve mevzilenmiş Türk askerlerini bulup , büyük ve kahramanca bir direnişle karşılaştılar.
İtilaf devletleri donanmasının Çanakkale çıkarması başladığında , Yarbay Mustafa Kemal Atatürk, 19. Tümen Komutanı olarak Gelibolu Yarımadasındaydı. Karagahı Bigalıköy’de bulunan ve yeni kurulan , eksik bir birlik olan 19. Tümen, ihtiyat kıtası olarak görevlendirilmişti ve savaşın daha da büyümesi durumunda savaşa girmek için hazır bekliyordu. Çıkartmanın Kemalyeri’ne doğru genişlediğini ve Anzak birliklerinin 27. Alay’la güçlü bir çatışmaya girdiğini ilk öğrenen Yarbay Mustafa Kemal, cephe komutanı Esat Paşa ile görüştü. Ancak ondan kesin bir buyruk alamayınca, kendiliğinden harekete geçerek birliklerini Kocaçimen’e doğru yola çıkardı. Bu arada , Uluslar arası askeri otoriteler tarafından Dünyanın gelmiş geçmiş en kahraman askeri birliği seçilen 57. Piyade alayı da bu birlikler arasındaydı.
Birlikleri ile beraber Kocaçimen’ gelen Mustafa Kemal’in ilk gördüğü manzara pek fikir verici değildir. Zira , düşmanın çıkartma yeri olan Arıburnu, ölü zaviyededir ve Kocaçimenden görülmez. Bunun üzerine bin zorlukla Conkbayırı’na geçer .Gördüğü manzara , daha aşağıda bulunan 261 rakımlı tepedeki gözcü askerlerin Conkbayırı’na doğru kaçtıklarıdır. Onların önüne geçer;
-Nereye gidiyorsunuz ?
-Düşman geldi!…
-Nerede?
Elleriyle 261 rakımlı tepe yönünü gösterirler.Düşman, bu kesimde tepeye serbestçe yaklaşmaktadır. Mustafa Kemal’in ise elinde esas kuvveti yoktur, uzakta kalmışlardır.Düşman ona Kocaçemen’deki askerlerinden daha yakındır. Ama bu düşmanı önlemez ve gelirse, onun kuvvetlerini de mahveder. Derhal kararını verir :
-Düşmandan kaçılmaz!..
-Cephanemiz yok!…
-Süngünüz var ya!…
Bu askerler kendi birliklerinden değildir. Ama o derhal komutayı ele alır.Süngü taktırır. Etraftan da bazı erleri toplayarak yere yatırır. Bunların yere yattığını gören düşman da askerlerini yere yatırmış ve mevzie girmiştir. İşte Gelibolu topraklarının batı kıyısındaki ilk mevziler böyle oluşur. Düşman duraklamıştır. İki taraf da kritik dakikalar geçirir. İngilizler, belki yorgunluktan, belki de ayak bastıkları toprağı ve bu toprağın sakladığı sırları bilmemekten yürüyüşlerine devam etmezler.

Arkadan 57. Alay yetişir. Mustafa Kemal derhal süngü taktırır. Ve hücum emri verir. Kendisi Conkbayırı’ndan harekatı idare eder. Diğer birliklerle irtibat kurmaya çalışır. Bu harekatı anlatırken onun sözleri şunlardır: Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı…
Ya öldürmek, ya ölmek!.. Zaten bu verilmiş bir emirdir. Ve yerine getirilen bir emirdir. Zira askerini bu taarruza kaldırırken etrafına topladığı 57. Alay subaylarına verdiği emir şudur:
Size ben taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum.Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir..
Evet, içinde bulundukları an kritik andı. Bu emri alanlar öldürmeyi ve ölmeyi bilen insanlardı. Sonuçta , düşmana saldırıldı, boğuşuldu, düşman dayanamadı, geri çekildi, sahile kadar gerileyerek oralarda tutunabildi.
57. Alay, bir başka türlü alaydı. 57. Alay’da bu gök kubbede baki kalan bir hoş sedadır. Çünkü başta Alay Komutanı Binbaşı Ali Bey olmak üzere 653 kişilik Alay , tamamen şehit oldu.
26 Nisan’da çıkartmayı bütün gece sürdüren İngilizler, aldıkları yeni destekle yeniden saldırıya geçtiler. Türk Savunma birlikleri bu kez daha hazırlıklıydı. İngiliz saldırısını anında göğüsleyerek karşı saldırıya geçtiler. 27 Nisan 1915 ‘te genel bir karşı saldırı daha yapıldı ve Anzak birlikleri ağustos ayındaki Anafartalar savaşlarına kadar Arıburnu kıyılarında tutunmakla yetinmek durumunda kaldılar.
Seddülbahir cephesinde ise , 28 Nisan sabahı saldırıya geçen Fransız ve İngiliz birlikleri Türk karşı saldırısıyla geri atıldı. (Birinci Kirte Savaşı) .Bu topraklardaki savaşlar bir meydan harbi değildi. Bir harekat harbi de değildi. Bu Savaşlar , birer avuç denebilecek kadar dar topraklar üzerinde binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce insanın kucak kucağa, boğaz boğaza boğuşması, gırtlaklaşmasıdır.
1 Mayıs’da düşmanı denize dökmek için Türk kuvvetleri harekete geçtiyse de sonuç alınamadı.
Mustafa Kemal artık yalnız 19. Tümen komutanı değil , Arıburnu ve Ağıldere cephelerinin de komutanı oldu ve 5 mayıs 1915’te 34 yaşında albaylığa yükseltildi.
İtilaf kuvvetlerinin Alçıtepe’yi ele geçirmek için giriştikleri 6-8 mayıs harekatı ( İkinci Kirte Savaşı) da durduruldu. Atatürk anlatıyor :
Mehmetçiğin, Çanakkale Savaşını kazandıran yüksek karakteri :
Bombasırtı olayı ( 14 Mayıs 1915 ) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor.İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılık ve tevekkülle biliyormusunuz ? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Hiçbirisinde en ufak bir sarsılma yok. Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve cennet’e gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak, cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor.İşte bu Türk Askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.
Düşmanın 1-6 Haziran’daki saldırıları da durduruldu. ( Üçüncü Kirte Savaşı). Temmuz ayında da savaş devam etti.8 ağustos’ta Mustafa kemal, Anafartalar grup komutanlığına atandı.Taarruz emri aldı ve 9-10 ağustos 1915’te Anafarta (Conkbayırı) zaferini kazandı. Bunu 17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustosta ise ll. Anafarta (Conkbayırı) zaferleri takip etti. Ağustos ayının son günlerinde başlayarak iki taraf arasındaki çarpışmalar siper savaşlarına dönüştü. Bazı yerlerde siperler birbirine 15-20 m. Yakınlıktaydı. İki taraf da tüneller açarak karşı siperleri tahrip etmeye çabalıyor, gizli yerlerden aynalı silahlarla keskin nişancılar atışlar yapıyor, siperdekiler birbirine el bombaları savuruyorlardı ve böylece sürdü gitti…
Gelibolu yarımadasındaki çarpışmalar 1915 yılının Ekim ayına doğru yavaşladı. İtilaf kuvvetleri 6 aralıkta Anafartalar, Arıburnu ve Seddülbahir cephelerini boşaltmaya karar verdiler.Zira Çabnakkale harekatına başlarken boğazı üç günde aşmayı ve hızla Karadeniz’de Ruslarla birleşmeyi planlamışlardı. Ancak aradan aylar geçtiği halde ve önceleri 75.000 olan asker sayıları 500 000’e çıkarıldığı halde değil aşmak, boğazda sağlam bir mevzi bile kazanamamışlardı. Böylece Anafartalar ve Arıburnu cephelerinden 19-20 aralık 1915 gecesi; Seddülbahir cephesinden ise 8-9 Ocak 1916 gecesi bütün birliklerini çekerek savaşı sona erdirdiler.

savas_alanlari2_big
Türk Ordusu Çanakkale’de yarım milyona yakın bir düşman kuvvetine karşı koyarak, müttefiki olan Almanya’ya büyük yardımda bulunduğu gibi, 1. Dünya savaşının kaderi ve Rus Çarlığının çökmesinde önemli bir rol oynadı. Karma bir yönetim ve çok az bir cephaneyle, sıkıntılar içinde yürütülen savaşlar sonunda Türkler 253.000 kayıp verdiler. İtilaf kuvvetlerinin kaybı da ana yakında.Çok zaman değil 2.5 yıl kadar sonra 30 Ekim 1918 tarihinde Limni Adasında Mondros Limanında, Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında ” Mondros Mütarekesi” imzalandı.
Yirmibeş maddesi olan bu ateşkes anlaşmasının ilk maddesi şudur:
1-Çanakkale ve İstanbul Boğazları Osmanlı İmparatorluğu tarafından açılacak ve kaleler müttefik orduları tarafından işgal edilecektir….

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Yandex.Metrica